Untitled Document

07 09 2010  14:05

Untitled Document

 

 

 

Köşe Yazıları

 

 

 

Başkanla Röpörtaj

 

 

 

“Üyelerimiz arasında operatörler, servis sağlayıcılar, pbx üreticiler, yazılımcılar ve telsizciler olmak üzere çok karma bir yapısı var. Ortak olarak en çok karşılaşılan en büyük sorun vergidir. Vergi özellikle GSM konusunda çok büyük bir yük. Telsiz sektörü bizim için çok önemli. Biz telsiz üreticilerinin vergi kapsamı dışında kalmasını, stratejik sektör ilan edilmesini istiyoruz.”

 

TELEKOM DUNYASI: Ülkemizde Telekom sektörünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

MURAT DİKİCİ: Telekom sektörü sürekli büyüyen ve gelişen bir sektör... 2004 yılında 6 milyar dolarken bu yıl 35 milyar dolara ulaştı. Ama sektörün büyümesi biraz sancılı oluyor. Nedeniyse Telekom alanında çok büyük üretim gücümüz yok. Hizmetler dışında GSM’de de nerdeyse tamamen dışa bağımlıyız. Yaklaşık 14-15 yıldır cep telefonu cihazlarına ödediğimiz para neredeyse 35 milyar dolar. Bu anlamda da üretimimiz yok. Üretim yapmamız gerekli mi, gereksiz mi? Bu da tartışılır. Katma değerli hizmetler konusunda bir takım yazılım şirketlerinin çalışmaları var. Özellikle kullanmaya yeni başladığımız 3G teknolojisinde Ar-Ge konusu çok önemli. Fakat bu konuda bir şeyi atlıyoruz. Bugün dünyaya baktığımızda Youtube, Google, Facebook vb.. gibi teknoloji şirketlerinin ticari faaliyetlerine başladıkları dönemde hep bir iki kişi vardır. Bu gibi durumlara baktığımızda yaratıcı fikirlere açık olmamız gerektiğini görüyoruz. Yaratıcı fikirleri olan gençleri bulmamız, desteklememiz gerektiğini düşünüyorum. Bu konuda Türkiye’de Ar-Ge kanunları çıkıyor, fakat gençler bürokrasisinden hiçbir şey anlamıyor. Yaratıcı fikirli, girişimci gençler Sanayi Bakanlığı’nda olsun, üniversitelerdeki teknokentlerde olsun bu gibi sermaye ihtiyacını giderebileceği yerlerde birçok bürokratik engelleri aşarak bir takım şeylere sahip olabiliyor. Ancak bu gençleri şirket bünyelerinde değerlendirebilirsek önümüzdeki yıllarda işimize yarayan, fayda sağlayan Ar-Ge faaliyetleri gerçekleştirebiliriz. Bugün de yapılıyor fakat yeterli olduğunu düşünmüyorum.

Yurtdışındaki ülkelerle Türkiye’yi kıyaslarsak bizde sadece yaratıcı fikir Ar-Ge olarak düşünülüyor. Fakat Ar-Ge yalnızca yaratıcı fikir değildir. Fikri ürüne dönüştürdükten sonraki süreçte bunun pazarlaması da çok önemlidir. Farklı pazarlara açılabilmesi için öncelikle yurtiçindeki pazarlamada doğru yerlerde, doğru kalemlerle desteklenmesi gerekir. Ürün ne kadar iyi olursa olsun, bunu pazarlayamazsanız, diğer ülkelere gösteremezsiniz ve bir marka oluşmaz. Türkiye’nin özellikle bu konuda eksiklikleri var. Uluslararası platformda Telekom sektöründe markamız yok. Türkiye’deki operatörlerin hemen hemen hepsi yabancı firmalara satıldı. Telekomünikasyonda hizmet veren ve yurtdışına da üretim yapan Airties, Karel gibi bir iki firmamız var. Elektronik alanında da Vestel, Arçelik, Beko gibi markalarımız var. Bunların dışında telekomünikasyon ve elektronik sektöründe uluslararası bir firmamız yok. Bunun için çok iyi bir strateji gerekiyor. Yurtdışında ve Türkiye’de üretim yapan firmaları kıyasladığımızda Uzakdoğu bizden çok daha avantajlı bir durumdadır. Bunun nedenlerinden biri, o bölgede iş gücünün çok ucuz olması bir diğeri ise bölgede üretim yapanlara devlet verdiği destek ve teşviklerdir.

Türkiye’de vergi de çok büyük bir yük. Vergilerin tamamen kaldırılmasını demiyorum fakat esneklikler gösterilebilir diye düşünüyorum. Üniversitelere teknokentler kuruldu. Fakat şu an hepsi üniversitelerin gelir kapısı haline geldi. Kuruluş mantıkları doğruydu fakat işleyiş mantıkları yanlıştır. Artık mantık değişiyor fakat sektörün hızına ulaşabilmesi için hızla değişmesi gerekir. Ar-Ge kanunundan faydalanacak insanların önünden gereksiz bürokrasiyi kaldırmak lazım. Aynı zamanda üretilen ürüne gerektiği kadar sahip çıkmıyoruz. Kullandığımız ürünlerin %80-90’ı yabancı kaynaklı. Sırf yabancı ve uluslararası bir marka olduğu için yerli ürünlerinden katbekat fazla ücretler ödüyoruz. Kamunun öncelikle kendi şirketlerini destekleyerek ilk olarak ülkemizde marka haline getirmesi sonrasında ise yurtdışına pazarlamasını sağlaması gerekir. Yerli bir firma ilk etapta belki beklenen kalitede üretim yapamayabilir fakat desteklenip, arkasında durulursa istenildiği gibi yazılım ve donanım üretebilir.

Baktığınız zamana Almanya Siemens’i 50 yıl önce marka haline getirmiş. Aynı şekilde Fransa da Alcatel’i. Türkiye’de gerek yazılım gerekse de donanım anlamında bir iki marka var, genel pazar payları %70 fakat kamudaki pazar paylarına baktığımızda %10’u geçmediğini görüyoruz. İşte bunu aşmamız gerekir. Bizim bürokratlarımız, siyasi otoritemiz bu mantığı değiştirmeliler.

Amerika’da en büyük üretimi Savunma Bakanlığı yaptırır. Çünkü tüm görevleri telekomünikasyon, iletişim ve elektronik ile ilgilidir. Bakanlık bir sipariş verir, ihalesini de Amerikan bir firma alır ve o firmaya kaynak aktarılır. Türkiye’de bu süreç yeni yeni başladı. Daha önceki yıllarda da böyle hareket etseydik bu telekomünikasyon treninde mutlaka bir yerlerde olurduk. Bizim geçmişteki yıllarımızda yatırım yapan firmaları küstürme gibi bir yaklaşımımız vardı. 1995-1996 yıllarında Aselsan bir cep telefonu üretti ve yurtdışından gelen cihazlar ile aynı kaliteye sahip bir telefondu. Eğer bu firmaya sahip çıkılsaydı Türkiye’nin 10-12 yıl önce bir cep telefonu markası olacaktı.

Biliyorsunuz sektörde her yıl yaklaşık 50-60 belki de daha fazla seminer, toplantı, panel yapılıyor ve her defasında konuşulan konular aynıdır. Fakat bir arpa boyu kadar yol alamıyoruz. 3G teknolojisi geldi. Cihazlar değişti. Peki, bizim bu alanda katma değerli servisler konusunda yaptığımız bir takım yazılımsal çalışmaların dışında nasıl bir katkımız, geliştirmemiz oldu. Mutlaka ve mutlaka önce bir strateji belirleyip sonrasında hareket etmemiz gerekir.

Bu sektördeki 35 milyar doların ne kadarı Türkiye’de üretilen üründür bunu iyi irdelemek gerekir. Şu bir gerçektir ki; Türkiye’de her yıl bu alanda 14-15 milyar dolar vergi ödeniyor. Özellikle dolaylı vergilerin ödenmesi konusunda bir takım önlemlerin alınması gerekir. Çünkü dolaylı vergilerin sektörün büyümesini engellediğini, yavaşlattığını düşünüyorum. Mutlaka bu vergilerin kademeli olarak düşürülmesi gerekiyor. Ülkemizde maalesef kayıt dışı cihaz çok fazla olduğu için vergi veren bu şirketlerden gelen vergiler ile bütçe açıkları kapatılmaya çalışılıyor. Bu konuda herkesin ihmali var. Sektör 2004-2009 arasında %30-40 büyüme gösterdi Ama ben 2010 yılında bu hızla büyüye ileceğini düşünmüyorum. %10-15 arasında bir oranda olur.

Donanımsal anlamda zaten yurtdışına bağımlıyız. Fakat katma değerli hizmetler ve yazılım alanında yeni firmalar çıkarabilmemiz için büyümeyi hızlandırmamız gerekir. Eğer büyümeyi gerçekleştiremezsek, bu vergiler konusunda bir esneklik getiremezsek sektör büyümeyi durdurup küçülmeye geçecektir. Bu bağımlılıkta devam edecektir.

TELEKOM DÜNYASI: Sektörde gerek hükümet gerekse de sivil toplum kuruluşları tarafından “ Bilgi teknolojilerinin gelirlerinin Telekom gelirlerinin üzerine çıkması” gibi bir söylem var. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Türkiye’de bir yazılım üssü oluşturarak bu gelirler arttırılabilir mi?

MURAT DİKİCİ: Türkiye bir yazılım üssü haline getirilebilir böyle bir potansiyelimiz var. 2006 yılında bizim yaptığımız bir araştırmada ülkemizdeki yazılım ihracatı 100 bin-150 bin milyon civarındaydı. Özellikle GSM konusunda uluslararası yazılım yapan Telenity gibi firmalarımız sayesinde 2009 yılı sonunda 700-800 bin dolara ulaştı.

Baktığımız zaman bu konuda üretim yapabilecek genç nüfusumuz ve potansiyelimiz var. Fakat mutlaka üretilen bu ürünlerin yurtdışına pazarlanması konusunda devlet politikası gerekmektedir. Yazılım firmalarının yabancı pazarlara girmesi çok zordur. Uluslararası pazara giriş için pazarlama politikasını ve stratejisini başarmamız gerekir. Bunun en kolay yolu Airties, Karel gibi üretici firmalarımızın ürünlerini kendi yazılım paketleri ile satmasıdır. Çünkü bunun katma değeri Türkiye’ye kalıyor. Bu tip ürünlerin üretimi arttırmak, pazarını açmamız gereklidir. Örneğin ADSL pazarı son yıllarda Türkiye’de bu kadar büyümeseydi Airties gibi bir firma Türkiye’de pazar lideri olup yurtdışına satış yapamazdı. Aslında her şey halkalardan oluşan bir kurgu ve bizim bu halkaları yavaş yavaş birleştirerek kurguyu tamamlamamız lazım.

TELEKOM DÜNYASI: 2009’un en önemli gelişmelerinden biri de 3G. Konuşmanızda 3G’nin 2009’a en büyük katkısı cihaz satışlarını arttırması olduğundan bahsettiniz ve dünyada 4G denemeleri başladı. 3G konusunda geç mi kaldık? Sizce 3G’ye geçmeden 4G teknolojisinin altyapısını mı hazırlasaydık? Konu hakkındaki düşüncelerinizi alabilir miyiz?

MURAT DİKİCİ: 3G’nin en önemli getirisi karasal operatörlere alternatif bir internet şebekesi kurulmuş olması ve kuruluma devam edilmesidir. Çünkü şebeke genişlemeye devam ediyor. Karasal hatların ulaşamadığı yerlerde mobil üzerinden internete girilebiliyor. Ama bu konuda bizim yarattığımız katma değer çok önemli. İç piyasada tabi ki bir katma değer yaratıyoruz fakat bunu dışarıya taşıyabilmemiz için 3G lisansları verilirken istihdam edilecek personelin bu katma değerli servisleri üretebiliyor olması gerektiği de vurgulandı. Bu servisleri ülke dışına taşıyabilmemiz çok önemli ve bu konuda operatörler çok büyük bir aracı. Bugün uluslararası hizmet veren 3 tane operatörümüz var. Bu operatörlerin Türkiye kadrolarının katma değerli hizmetler üretebilmesi ve bunların yurtdışına satılabilmesinin bize çok büyük katkıları olur. Yurtdışına sattığımız hizmetler ile yurtdışından getirdiğimiz cihazların maliyetini karşılamış oluruz. Sonuç olarak 3G bize alternatif bir şebeke oluşturdu fakat asıl olan bu konuda bizim yapacağımız yazılımsal ve donanımsal gelişmelerdir.

Türkiye’de bir cep telefonu üretilmeye başlandı. Bu önemli bir gelişmedir. Tabi operatörlerin de bu girişimi o cihazı satın alarak, o firmanın ve gelişmenin arkasında durarak desteklemesi gerekir. Devamında da tabi Ortadoğu ülkelerine, Türkî cumhuriyetleri ve çevre ülkelerine satışının yapılması lazım… Geçmişteki başarısız girişimlere önemsemeden hem siyasi otoritenin hem de sektörün desteklerini görmek istiyoruz. Çünkü bu girişimde kullanılan her şey tamamen yerli üretim… Bu kozu iyi kullanmamız lazım çünkü her şey bizim elimizde.

TELEKOM DÜNYASI: TÜTED olarak üyelerinizin ortak olarak karşılaştıkları sorunlar ve bu konuda yaptığınız çalışmalar nelerdir?

MURAT DİKİCİ: Üyelerimiz arasında operatörler, servis sağlayıcılar, pbx üreticiler, yazılımcılar ve telsizciler olmak üzere çok karma bir yapısı var. Ortak olarak en çok karşılaşılan en büyük sorun vergidir. Vergi özellikle GSM konusunda çok büyük bir yük. Telsiz sektörü bizim için çok önemli. Biz telsiz üreticilerinin vergi kapsamı dışında kalmasını, stratejik sektör ilan edilmesini istiyoruz. Bunun sebebi ise şudur; telsiz sektörü Türkiye’de teknolojik yaklaşımlarla biraz küçülmüş bir sektördür. Maliyenin bugün mobil iletişimden aldığı verginin çok küçük bir kısmını oluşturuyor. Ama olmazsa olmaz bir sektör. Çünkü bunu kamudaki kamu güvenliği kuruluşları, itfaiye, asker, polis telsiz kullanıyor. Türkiye bir afet ülkesi ve bir afet durumunda tüm şebekeler devre dışı kalıyor. Afet dönemlerinde kullanılabilecek tek sistem telsiz sistemi veya uydu üzerinden telefon sistemidir. Eğer bunları biz işlevsel tutamazsak bu firmalar ayakta kalmazsa önümüzdeki dönemlerde bir afet krizi yaşandığında haberleşme sağlayacak bir sistemimiz kalmayacak. Ama konuyla ilgili bir sıkıntı var. O da; telsizler mobil cihazlar olarak tanımlanıyor ve mobil cihazların vergi yükü ağır olduğu için telsiz üretenler de aynı yüke tabii tutulmuş oluyor. Telsiz sektörü bugün GSM sektörünün yanında çok küçülmüş durumda ve buna rağmen ayakta kalmaya devam ediyor. Bu nedenle bu vergilerin kapsam dışı kalması çok önemli diye düşünüyorum.

Birinci önerimiz telsiz sektörünün bu vergiden muaf olması gerektiğidir. İkinci önerimiz ise hizmet sektöründe çok ciddi bir sıkıntı var ve bu sektördeki firmaların mutlaka bir düzenleme getirilmesi gerekmektedir. Hizmetlerin lisanslandırılması için bir çalışmamız var. Avrupa Birliği standartlarında bir kurum kurulması ve bu kurumun lisanslandırma yapması gibi bir çalışmamız var ve bu çalışmamızı yaklaşık bir-iki ay içerisinde kamuoyuna sunacağız. Bilişim sektöründe böyle bir uygulama var fakat telekomünikasyon sektöründe henüz gerçekleşmedi.

Avrupa’da bir baz istasyonu kurulduğunda o baz istasyonunda kullanılan tüm donanımsal ve yazılımsal malzemelerin ve gerek kurulum aşamasında gerekse de devamında çalışan her kişinin bir standardı vardır. Maalesef Türkiye’de bu yok ve biz bunu sağlamaya çalışıyoruz.

Bunun dışında sektörel çalışmalarımız; Türkiye’ye yeni gelen tüm teknolojileri geçmiş senelerde TÜTED olarak tanıtıyorduk. Son bir yıldır ekonomik krizden dolayı buna ara verdik ve şimdi tekrardan devam etmek için çalışıyoruz.

MURAT DİKİCİ

TÜTED (Tüm Telekomünikasyon İşadamları Derneği) Başkanı

 

 

18 01 2010

 

 

 

Untitled Document

 

Untitled Document